Yazarımızın bayburtlum.net'te 2010-01-07 tarihinde yazmış oldugu köşe yazısıdır.
Bugün özlem rıhtımında güneş mi battı ne? Gitti- Gidiyor derken gitti o Azize.
Batıp da doğmayan son gün batımında… Son bir tebessüm kalmıştı o Osmanlı yüzünde.
Künyesi ta Buhara ya dayanırdı. Bir ihtimal Hz. Ömer-ül Faruk’a. Gizli bir övüncün müsebbibiydi ömrü boyunca…“Necip bir ırkın ahfadıyız, ne kadar az kalsak da.”
Gazi babası onu Eskişehir’den getirmişti, Kurtuluş Harbinin ardından.
Sonrası o zor yıllar…
Doksana yaklaşmış hayatında kimseyi incitmedi. Kimseye de incinmedi. Bir de şiarı vardı: ’ Âlemin derdiyle dertlenip kendi derdini gizlemek. Hatta o kadar üzülürdü ki kendi hasta olurdu üzülenin ardından.’ “Bana bir ise âleme iki olsun nimet. Ne varsa paylaş. Paylaşmakla olur asalet. Ben babamdan böyle gördüm. O da babasından…”
Arada bir misafir gelirdi iki göz bir odalı evlerine. İşte o zaman güller açardı o gül yanaklarında. Hafifçe bir kızartı olur “Ne güzel ettiniz de geldiniz. Hep böyle gelseniz ne olur, şurada kalmışız bir Keloğlan bir Ayvaz…”
Yalnızlığı tercih etmişti ya da yalnızlık onu.
Hadi gidelim deseler de “Yok. Taş yerinde ağırdır” derdi, gidelim diyenlere.
Bir kere hazan rüzgârı esmişti evine. Birer ikişer götürmüştü evdekileri. Her birini bir tarafa savurmuştu sararmış yaprak misali. Son zamanda bir de evlat acısı…
“Gel gidelim” demiştiler… Bu bayramda, ‘Hep beraber olalım’.
Hatta aklıda yatmıştı gitmeye “Bayramı da edelim öyle gidelim” demişti.
Bayram. Ah (!) O matemli -Yaslı Bayram. Kendisine dert diğerlerine matem olan O Bayram.
İlk vurgun O Bayramda gelmişti zayıf bedenine. Bir daha düzelemedi.
Alıp götürmüştüler evinden, yurdundan uzaklara… Çokta gönlü olmadan…
Dönülmez akşamın karanlığı sarmıştı bedenini gittiği yerde. Kalkıp da bir daha dönmeyecek gemiye binmek üzereydi. ‘Gidelim’ de diyemiyordu bu yerlerden. “Götürün beni yerime…” Kimseyi kırmak kimseye yük olmakta istemiyordu o garip haliyle... Artık ‘ne olursa olsun’ diyordu ‘her şey boş…’
Bir bahar sabahında gözünü açmış olduğu Âleme, bir sonbahar son akşamında veda ediyordu, hafif bir tebessümle. Yanakları al al olmuş Anadolu gelinleri gibi…
Garip gelmişti, yine garipti gittiği yerde.
Belki aziz hatırana hiç bir şey yapamadım ey Azize(!) Ama şundan eminim; gittiğin yerde sana kollarını açmış bekliyor o Âlem-i Sultan.
Sen Habibe’sin sen adaşısın o Habib’in ey Güzel Azize(!)
Kalmıştı sevenlerinin gönlünde o son hatıran.
Konu Hakkında Teşekkür Edip Paylaşımcıya Destek Olabilirsiniz.