Her Bel Ağrısı Fıtık Değildir

Bel ağrıları; herkes tarafından hayatın bir bölümünde hissedilen ağrılar arasındadır.

Parkinson Nöromodülasyon Teknikleri İle Kontrol Altına Alınabiliyor

Parkinson, orta yaş üzerinde görülen ve ciddi sorunlara neden olan Alzeihmer’dan sonra ikinci sıklıkla izlenen hastalık olarak tanımlanıyor. Hastalarda motor fonksiyon kayıpları, uyku bozuklukları, depresyon, denge problemleri ve kaygı bozuklukları ortaya çıkabiliyor. Parkinson hastalığında sinir sistemi düzenleyici TMS tedavisi ile başarılı sonuçlar alınabiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Nöromodülasyon Merkezi’nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Talip Asil, Parkinson hastalığı ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi verdi.

Parkinson hastalığı motor koordinasyonun bozulması ile birlikte hareketlerde yavaşlama veya ekstremitelerde titreme ile seyreden nöronların hasarlandığı bir hastalıktır. Parkinson hastalığı orta yaş üzerinde görülen ve ciddi sorunlara neden olan bir hastalık olarak bilinmektedir. Motor fonksiyon kayıplarının yanı sıra uyku bozuklukları, depresyon, denge bozuklukları ve kaygı bozuklukları gibi hareket sistemi dışında pek çok soruna da sebep olmaktadır. Parkinson hastalığının küratif yani tam bir tedavisi bulunmamaktadır. Kullanılan ilaçlar hastaların semptomlarını düzeltmekte ve günlük yaşamlarının kalitesini artırabilmektedir. Hastalığın ilerlediği veya kullanılan ilaç tedavilerinin yan etkilerinin ortaya çıktığı dönemlerde ilaçla yapılan tedavilerin yanı sıra Nöromodülasyon teknikleri ile Parkinson hastalarında oldukça başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir.

TMS Parkinson hastalarının hayatını kolaylaştırıyor

Transkranyal Magnetik Stimulasyon yani TMS uygulamaları, Parkinson hastalarında ilaç tedavilerine ilave olarak kullanılan bir Nöromodülasyon yöntemidir. TMS özellikle nonmotor yani motor olmayan fonksiyonların düzelmesine katkıda bulunabilmektedir. İlaç gereksinimini azaltarak uzun dönemde hastalığın yönetilmesini kolaylaştırmaktadır. TMS, Parkinson hastalarında ilaç tedavisi, rehabilitasyon, diyet ve egzersiz programları ile birlikte bütüncül olarak planlandığında etkin olabilecek bir tedavi yöntemidir. İlaç tedavilerinin veya diğer tedavi yöntemlerinin yerine kullanılmamaktadır.

Beyin DBS yöntemi ile uyarılıyor

Derin Beyin Stimülasyon sistemi (DBS) ile bozulan devrelerin dengesini yeniden sağlamak ve o bölgedeki anormal aktivitenin üstesinden gelmek için belirli beyin bölgelerine elektriksel uyarılar gönderilmektedir. DBS, tıbbi tedavi ile yeterince kontrol altına alınamayan nörolojik bozuklukları olan hastalar için cerrahi bir seçenek olabilmektedir. Bu tedavide, elektrotlar aracılığıyla beyindeki belirli yerlere küçük elektrik akımı darbeleri uygulanmaktadır. Bu elektrotlar, derinin altından geçen tellerle, genellikle köprücük kemiğinin hemen altına implante edilen programlanabilen “dahili puls üretecine” bağlanmaktadır. Kalp piline benzer şekilde darbeleri üretmek için bir pil ve bazı elektronik aksamlar içermektedir. Cihaz, hareket kontrolünde yer alan belirli beyin bölgelerine elektriksel stimülasyon sağlamaktadır. Beynin belirli yerlerindeki elektrik uyarımı, Parkinson hastalığında bozulan devrelerin dengesini yeniden elde etmektedir.

DBS tedavisi öncesi hastanın kullandığı ilaç tedavisi ve cerrahi riskleri dikkatlice değerlendirilmelidir.  Beyne elektrot yerleştirmek riskli bir işlem olabildiği için, ameliyata girmeden önce uzman hekimler tarafından kontrol edilmesi gerekmektedir. Değerlendirme sürecinde beyin cerrahı, bir nörolog ve genellikle psikolog olmalıdır.

Parkinson’da multidisipliner yaklaşım önemli

Parkinson hastalığı tedavisi sadece ilaç reçete edilerek yapılabilecek bir tedavi değildir. Uygun egzersiz, diyet programlarının planlanması noninvaziv ve invaziv Nöromodülasyon tekniklerinin kullanılması hastaların hayat kalitesini artırmaktadır. Hastaya multidisipliner olarak yaklaşmak ve hastayı bir bütün olarak değerlendirmek tedavi sürecinin başarısını ve hasta memnuniyetini yükseltmektedir.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Dikkat! Mide rahatsızlıkları Ramazan ayında tetiklenmiş olabilir…

Reflü varsa sigara tüketiminden uzak durulmalı

Orucun kalp sağlığını, sindirim sistemini, beyin sağlığını, böbreği, safra kesesini ve pankreası etkilediğini belirten uzmanlar, ince bağırsakta ve sindirim sisteminde iltihaplı hastalık, ülseratif kolit veya crohn gibi bir hastalık varsa Ramazan ayında tetiklenme yaşanabileceğini ifade ediyor. Aktif ülser ve reflü gibi hastalıklar varsa bedenin oruç tutmak için hazır olmadığını vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Murat Koca, mide rahatsızlıklarının tetiklenmemesi için yavaş ve hazmedilerek yemek tüketilmesini, hareketsiz kalınmamasını, asitli besinlerden ve reflüyü tetikleyen sigara kullanımından uzak durulmasını tavsiye ediyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Murat Koca, oruç tutarken tetiklenebilen mide rahatsızlıklarına değindi ve önemli tavsiyeler paylaştı.

Oruç sağlık açısından pek çok fayda sağlıyor

Özellikle Ramazan döneminde orucun pek çok fayda sağladığını belirten Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Murat Koca, “Midenin sindirim sisteminde bir şikayet varsa eğer bunlar için belli önlemler almak gerekiyor. Orucun; beyin sağlığından kalp sağlığına, sindirim sisteminden  ruhsal sağlığa kadar pek çok artısı olduğunu söyleyebiliriz. Oruç; kalp sağlığını, sindirim sistemini, böbreği, safra kesesini ve pankreası etkiliyor” dedi.

Dikkat edilmediğinde bazı rahatsızlıklar tetiklenebiliyor

İnce bağırsakta ve sindirim sisteminde iltihaplı hastalık, ülseratif kolit veya crohn gibi bir hastalık varsa Ramazan ayında tetiklenme yaşanabileceğine dikkat çeken Op. Dr. A. Murat Koca, “Sindirim sisteminin bir bölümü olan pankreasta kronik pankreatitler tetiklenebilir. Ramazan ayında eğer dikkat edilmediyse şikayetler ortaya çıkabilir. Safra kesesindeki taşlar da belirli şikayetlerin oluşmasını artırabilir. Bu dönemde dikkat etmiyorsak bu şikayetler daha fazla olur. Oruç döneminde uzun süre aç kaldığı için midedeki asit miktarı da artıyor. Mide doğasında bir hassasiyet varsa bu duvar daha fazla etkileniyor, şikayetler ortaya çıkıyor” diye konuştu. 

Aktif ülser ve reflü için önlem alınmalı

Aktif ülser rahatsızlığı var ise daha kötü bir duruma gelebildiğini vurgulayan Op. Dr. A. Murat Koca, “Bundan dolayı önlemimizi almak şart. Önlem alındığı takdirde herhangi bir sorun oluşmuyor. Ayrıca bu şikayeti 3- 5 günlük bir şikayet olarak değerlendirmemek lazım. Reflü kronik bir hastalıktır. Eğer reflüyü tetikleyen durumlarla karşılaşıyorsak o zaman hastalık daha çok tetiklenerek şikayetler daha çok ortaya çıkar. Aktif hastalıklar varsa beden oruca hazır değil demektir. Gerekli tedaviler sağlandıktan sonra oruç tutulmasında bir sakınca bulunmuyor” ifadelerini kullandı. 

Yemekler yavaş ve hazmederek tüketilmeli

Op. Dr. Ahmet Murat Koca, mide şikayetlerinin artmaması için bazı yanlış yaklaşımlardan uzak durulması gerektiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Ne gibi yanlışlıklar yapıyoruz? diye baktığımızda ilk olarak çok hızlı yemek yemenin yanlış bir davranış olduğunu söyleyebiliriz. Yemekler yavaş yenmeli. Miktar olarak mideyi hazırlayarak yemeğe başlamak gerekiyor. Ayrıca asitli besinler tüketmemek, eğer bir reflü şikayeti varsa kahve, çay, asitli içeceklerden, baharatlı gıdalardan mutlaka uzak durmak şart. Eğer uzak durulmazsa mide şikayetleri artar, reflü ortaya çıkar. Bu durum da acı yaşanmasına yol açar. Bunun yanında dengeli bir şekilde yemek ve hareket etmeyi de unutmamak gerekiyor. Özetle alınacak önlemler arasında az ve yavaş yemeyi, gıdaları hazmederek tüketmeyi ve dengeli beslenmeyi sayabiliriz. Kızartmalardan kesinlikle kaçınılmalı. Reflü varsa ve kontrol altındaysa tedaviyle birlikte gereken ilaçlar mutlaka alınmalı. Bu önlemler alındığında her zaman rahat bir şekilde oruç tutmak mümkün oluyor.”

Sigara kullanımı reflü şikayetlerini tetikliyor

Sigaradan mutlaka uzak durulmasını tavsiye eden Op. Dr. Ahmet Murat Koca, “Eğer reflü şikayeti varsa sigara tüketildiği takdirde fazla miktarda şikayetlerin artmasına yol açılabilir. Kalp ile ilgili bazı rahatsızlıklar varsa mutlaka öncesinde tetkik yaptırılmalı. Kalp yetmezliği rahatsızlığı yoksa kardiyolog da ‘tutabilir’ derse oruç tutulmasına bir sakınca görünmüyor. Eğer kalpte bir stent varsa ve üzerinden 1 yıl geçmişse alınan ilaçlarla dengeli bir dönem söz konusuysa da bir sorun yaşanmıyor. Burada önemli olan nokta mideyi tahriş eden gıdalardan uzak durulmasıdır. Asitli gıdalardan, kızartmalardan ağır yiyeceklerden aşırı karbonhidratlardan, çok şekerli gıdalardan uzak durmak ve mutlaka dengeli beslenmek gerekiyor” dedi.

Safra kesesi alındıktan sonra 15-20 gün beklenmeli

Özellikle izah edilemeyen, çok şiddetli, bıçak saplanmasına benzeyen ve normal zamanda hiç yaşanmayan bir ağrı oluştuysa birtakım soru işaretlerinin de ortaya çıktığını belirten Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Murat Koca, “Böyle bir durumda mutlaka bir hastaneye veya bir hekime gitmek, belirli tetkikler yaptırmak gerekiyor. Safra kesesi alındıktan hemen birkaç gün sonra oruç tutmak için vücut adaptasyon süresi beklenmeli. 3 gün gibi kısa bir zaman, beden adaptasyonu için çok erken. Vücudun adapte olması için 15-20 günlük bir döneme ihtiyaç duyuluyor” diye konuştu. 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Bayramda tatlı tüketimine dikkat

Bayramın olmazsa olmazı tatlılardır. Bayramın; ikramların arttığı, şerbetli tatlıların yoğunlukta olduğu bir dönem olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “İçeriği kadar tüketilen tatlı miktarı da çok önemli. Kilo almamak ve kiloyu korumak için bayram boyunca en fazla 2 – 3 defa tatlı tüketilmeli. En fazla bir defa şerbetli tatlı yarım porsiyon şeklinde tüketilebilir ve diğer tatlı seçenekleri sütlü tatlılardan oluşabilir. En önemli nokta ise tatlı tüketildiği gün beslenmeye de dikkat edilmeli. Tatlı tüketileceği gün, sabah kahvaltıda ekmek tüketilmemeli ve proteinli kahvaltı yapılmalı. Yumurta, peynir, zeytin veya ceviz içi ile söğüş sebze, bol mevsim yeşillikleriyle birlikte tüketilmeli” şeklinde konuştu.

Ramazan döneminde uzun süren açlık, 2-3 öğün tüketimi ve öğün tüketim saatlerinin akşam, gece olması sebebiyle günlük rutin beslenmesinden çok farklı olduğunun altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Beslenme düzeninin normal günlük hayata uyarlanması için yavaş geçişler olmalı. Öğün sayısı yavaş yavaş artırılmalıdır. Önce sabah, öğle, akşam şeklinde günde 3 öğün planlanmalı. Ardından 1-2 ara öğün eklenerek günlük öğün sayısı 4-5’e çıkarılmalıdır. Öğün içerikleri ise tatlı tüketimine bağlı olarak değişmekle birlikte 3 temel ana öğün mutlaka yapılmalı” dedi.

Bayramda günlük besin tüketimi protein ağırlıklı olmalı

Yumurta ve peynir ile kahvaltı, öğle yemeklerinden biri sebze, diğeri mutlaka et, tavuk, balık ve baklagiller gibi protein kaynağı besinlerden oluşması gerektiğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Ara öğün olarak mutlaka meyve tüketilmeli. Günlük 2-3 porsiyon meyve tüketimi ile vücudumuzun glikoz ihtiyacını sağlayarak, tatlı krizlerini ve isteğini azaltmış oluruz. Meyveleri kavrulmamış kuruyemişler: fındık, badem, ceviz gibi besinlerle veya süt grubuyla birlikte tüketerek kan şekerimizi de dengelemiş olur ve tokluk süremizi de uzatabiliriz. Meyveleri tek başına değil kuruyemişeler ve süt grubu besinlerle tüketmeniz daha uygun olur” açıklamasında bulundu.

FİT GÜLLAÇ

Malzemeler: 500 ml yarım yağlı süt

                       6 adet güllaç yaprağı

                       5 adet hurma

                       1 yemek kaşığı bal

                       1 adet çubuk tarçın

                       6 adet tam ceviz içi 

                       5-6 adet çilek

                       30 gr. ince öğütülmüş Antep fıstığı

Yapılışı: 

Hurmaları 1 saat kadar sıcak suda yumuşaması için bekletin. Ardından hurmaları iyice yıkadıktan sonra çekirdeklerinden ayırın. 1 çay bardağı kadar sıcak su ile kaynatın ve iyice pişen dağılan hurmaları robottan homojen olana kadar çekin. Ayrı bir tencereye süt, homojen hale gelen hurma ve tarçını ekleyerek pişirin. Kaynayan sütü ocaktan aldıktan sonra bal ekleyin. Süt karışımının biraz ılımasını beklerken küçük bir kapta cevizleri isteğe bağlı irilikte parçalar haline getirin. Kare ve büyük bir borcama önce 3-4 parçaya böldüğümüz güllaç yapraklarını dizin ve üzerine ılık süt ekleyerek bu sırayı 2-3 defa tekrarlayın. Bu esnada güllaç yapraklarının süt ile her yerinin temas ettiğinden emin olun 3 sıra güllaç yaprağı ve süt tekrarlandıktan sonra öğütülmüş cevizler eşit bir şekilde serpiştirin ve tekrar 3 sıra güllaç yaprağı ile sütü tekrarlayın.  Güllaç yapılırken sütün çok sıcak veya soğuk olmaması önemlidir. Aksi takdirde güllaç yaprakları gereğinden fazla yumuşayarak dağılmaktadır. Son olarak bıçak yardımıyla hazırlanan güllaç kare dilimler halinde bölünerek kare dilimler üzerine azar miktarda eşit dağıtılarak Antep fıstığı serpiştirin ve ikiye bölünen çileklerle süsleyin. Afiyet olsun…

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Huzursuz Bağırsak Sendromu Kadınlarda Daha Sık Görülüyor

İrritabl bağırsak sendromu (İBS), hassas bağırsak, huzursuz bağırsak diye de tanımlanan, bağırsak hareketleri ve bağırsak fonksiyonlarını etkileyen kronik fonksiyonel bir gastrointestinal sistem hastalık olarak biliniyor. Sendromun semptomları, ağrı, şişkinlik, gaz, kabızlık veya ishal gibi değişkenlik gösteren gastrointestinal şikayetlerle ortaya çıkabiliyor. Aksiyete, depresyon, fibromiyalji, kronik ağrı ve yorgunluk sendromu gibi birçok hastalıkla da beraber görülebiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Abdullah Emre Yıldırım, 19 Nisan Dünya İBS Günü öncesi “İrritabl Bağırsak Sendromu” ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. 

Görülme sıklığı artıyor

İBS, dünya genelinde yaygın bir durumdur ve ülkemizde yapılan çalışmalara göre görülme sıklığı %10-15’tir. Kadınlarda erkeklere göre daha yaygındır. İBS’nin altta yatan nedeni tam olarak anlaşılamamıştır, ancak artan bağırsak hassasiyeti, bağırsak hareketlerinde değişiklik, mikrobiyata ile bağırsak ve beyin arasındaki iletişim bozulması, enfeksiyonlar, stres, beslenme faktörleri ve hormonal değişiklikler gibi faktörlerin rol oynadığı düşünülmektedir.

Tanıda diğer bağırsak sorunlarına da dikkat!

İBS tanısını koyabilmek için tek bir tanısal test bulunmamaktadır. Hekim; hastanın hikayesini, şikayetlerini ve süresini, fiziki muayene ile beraber değerlendirerek ilerlemektedir. Fiziki muayene, kan testleri, bazı görüntüleme testleri ve endoskopik incelemeler gibi çeşitli testler içermektedir. Ayırıcı tanıda, inflamatuar bağırsak hastalığı, bağırsak kanseri, laktoz intoleransı, safra kesesi hastalıkları, gastroözefageal reflü hastalığı ve dispepsi gibi diğer gastrointestinal durumlar da dikkate alınmaktadır.

Kişiye özel tedavi önemli

İBS tedavisi, semptomların şiddeti ve türüne bağlı olarak değişebilmektedir. Diyet değişiklikleri, probiyotikler, spazm çözücü ilaçlar, dışkı yumuşatıcılar, ishal önleyiciler ve antidepresanlar gibi ilaçlar semptomları yönetmek için kullanılabilmektedir. Ayrıca, yaşam tarzı değişiklikleri, stres yönetimi, egzersiz ve uyku düzenlemesi gibi faktörlerin şikayetleri hafifletmeye yardımcı olduğu bilinmektedir. Kalıplaşmış tedaviler yerine hastalığın şiddeti ve tipine yönelik tedaviler özeleştirilerek hastaya sunulmaktadır. Gastroenteroloji uzmanı, diyetisyen ve gerekli durumlarda ise psikiyatri uzmanının ortak değerlendirmesi tedaviyi başarıya ulaştırmaktadır. Teşhis ve tedavi yaklaşımı, semptomların azaltılmasına ve yaşam kalitesinin artırılmasına yardımcı olabilmektedir.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Değişen beslenme alışkanlıkları trafikte uykuya neden olabilir!

Bayram tatillerinde karayolu üzerinde trafik yoğunluğunun artması nedeniyle kaza potansiyelinin yükseldiğine dikkat çeken İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Öğr. Gör. Özgür Şener, güvenli bir yolculuk için araç servis bakımlarının yapılmasında fayda olduğunu ifade ediyor. Şener, kazaları engellemek için yolda yasal hız limitlerine uyulmasını, öndeki araç ile 4-6 saniye mesafe bırakılmasını ve yerleşim yeri geçişlerinde yaya trafiğine dikkat edilmesini öneriyor. Sürüş için mental olarak da hazır olunması gerektiğini belirten Şener, Ramazanla birlikte değişen beslenme alışkanlıklarının da trafikte uyku haline neden olabileceği uyarısında bulunuyor.   

Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Öğretim Görevlisi Özgür Şener bayram tatilinde yola çıkacaklar için güvenli seyahatin ip uçlarını paylaştı.

Yola çıkmadan araç servis bakımı yaptırılmalı

Bayram tatillerinin karayolu üzerinde artan trafik yoğunluğu ile birlikte trafik kazası potansiyelinin  arttığı dönemler olduğunu belirten İSG Uzmanı Öğr. Gör. Örgür Şener, “Yola çıkmadan önce aracın yolda bırakmayacak şekilde servis bakımlarının yapılması gerekiyor. Lastiklerin yanal yüzeylerinde kesik, yarık, parça kopması olmadığından emin olunmalı. Güvenilir bir lastik tamircisinde diş derinliklerinin minimum 3mm olduğu, lastik basınçlarının araç için verilmiş basınç değerlerinde olduğu kontrol ettirilmeli.” diye konuştu.

Sağlık sorunu varsa önce doktora danışılmalı

Sürüş için mental olarak hazır olunması ve uykusuz olunmaması gerektiğinin altını çizen İSG Uzmanı Örgür Şener, “Herhangi bir rahatsızlık varsa doktora danışmadan sürüşe çıkılmamalı. Sürüşe başlamadan önce yol ve hava durumunu kontrol edilmeli, gidilecek güzergâh üzerinde mola yerleri ve gerekli durumlarda alternatif rotalar yola çıkmadan önce belirlenmeli. Sürüşe başlamadan önce araç yakının da yeterli  olduğundan emin olunmasında fayda var.” dedi.

Yasal hız limitlerine uyulmalı

Trafik kurallarını da hatırlatan Şener, “Bağlantı ve katılım noktaları ile kavşak, trafik ışıkları gibi kritik bölgelere yaklaşırken hız azaltılarak kontrollü geçiş yapılmalı. Özellikle yerleşim yeri geçişlerinde yaya ve çocuk çıkma olasılığına karşı çok dikkatli olunmalı. Yasal hız limitlerine uyun, yağış, karanlıkta sürüş, dar, virajlı yollar gibi zorlayıcı şartlar oluştuğunda hız limitlerinin altında sürüş yapmak kazaları önleyecektir. Güvenli takip mesafesi korunmalı.  Öndeki araç ile minimum 4 saniye, otoyol ve otobanda 6 saniyelik bir mesafe bırakmak gerekiyor. Yolun ilerisini iyi gözlemleyerek aynaları ve çevreyi 5-8 saniyede bir olacak şekilde kontrol etmek de yine güvenli bir sürüş sağlayacaktır.” dedi.

Değişen beslenme alışkanlıkları trafikte uykuya neden olabilir!

Yolculuk sırasında sürücülerin psikolojik zorluklarla da karşılaşabileceğine dikkat çene Şener sözlerini şöyle tamamladı: 

“Sıkışık trafik, uzayan bekleme süreleri sebebiyle sürücüler agresif olabilir. Bu sebeple yolda sakin kalmakta fayda var. Oruç tutmaya alışmış olan sürücülerin Ramazan bayramı sonrası değişen beslenme düzenleri sebebiyle uyku hali gibi reaksiyonlar göstermelerine karşın hazırlıklı olunmalı.”

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı