Op. Dr. Ali Rahimi: “Horlama çok ciddi bir hastalıktır.”

Horlama tansiyon, şeker ve kalp hastalıklarının kökenini oluşturuyor

Uyku problemi yaşayan hastaların uyku laboratuvarında detaylı olarak tetkik edilebildiğini belirten Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Hastayı elimizdeki verilerle değerlendirerek cerrahi mi, ilaç tedavisi mi yoksa CPAP dediğimiz uyku cihazıyla mı tedavi edeceğiz ona karar veriyoruz.” dedi. Horlamanın çok ciddi bir hastalık olduğunun altını çizen Rahimi; tansiyon, şeker, kalp hastalıklarının kökenini oluşturduğunu söyledi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi KBB Uzmanı Op. Dr. K. Ali Rahimi, uyku problemlerinin uyku laboratuvarında nasıl tespit edildiği ve en yaygın uyku sorunu olan horlamanın nedenleri ve tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu.

Uyku laboratuvarında tüm uyku süreci incelenebiliyor

Polisomnografi laboratuvarı olarak da bilinen uyku laboratuvarı hakkında bilgi veren Op. Dr. K. Ali Rahimi, uyku problemi yaşayan hastaların bir gece laboratuvarda misafir edildiğini, rahat bir odada uyumalarının sağlandığını belirterek “Böylece uykunun bütün komponentleri; beyinde olan dalgalanmalar, vücutta olan nefes alışverişi, oksijen saturasyonu, uykunun kalitesi, REM uzunluğu, bacak hareketlerini tam ayrıntılı olarak tetkik edebiliyoruz” dedi.

Hastanın uyku sırasında nefesini ne kadar tuttuğu önemli

Hastaların uyku laboratuvarında misafir edildiği sırada en az 6 saat kayıt yapıldığını ve çeşitli veriler elde ettiklerini belirten Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Hastanın kalp ritmini, beyin ritmini, ne kadar uyuduğunu, ne kadar horladığını, ne kadar hareket ettiğini tespit edebiliyoruz. Ama bizim için burada en önemli şey apne miktarıdır. Yani nefesini ne kadar tuttuğudur. Bu bize çok ciddi bilgiler verir ve hastaya herhangi bir cihaz veya cerrahi işlem gerektiğini gösterebilir” şeklinde bilgilendirdi.

Bilimsel veriler tedavi yöntemini belirliyor

Hastaların genellikle bilimsel verilerle gelmediğini, eşleri horlamalarından şikâyet ettikleri için kendilerine başvurduğunu kaydeden Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Her şeyi ölçmek için hastamızı bir gece burada misafir ediyoruz. Buradaki veriler bilimsel veriler olduğu için; hastaya cerrahi mi gerekir, yoksa ilaç tedavisi mi gerekir, yoksa CPAP dediğimiz uyku cihazı mı gerekiyor ona karar veriyoruz” dedi.

Horlamanın birçok nedeni var

Horlamanın sadece kuru bir gürültü olmadığı, sistemik bir rahatsızlık olduğunun altını çizen Op. Dr. K. Ali Rahimi horlamanın birçok nedeni olduğunu söyledi. Horlayan biri için tüm nedenlerin göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Rahimi, “Horlamayı biz genelde ikiye ayırıyoruz. Santral yani beyinden gelen horlama ve Periferik yani vücuttan gelen horlamalar. Santral horlamalar; çeşitli ilaçların kullanımı, çeşitli Mental Retardasyon hastalıkları, alkol kullanımı, alerji ilacı kullanımı ve antidepresanların kullanımıyla olur” dedi.

Periferi`den yani vücuttan gelen horlamanın tedavi edilebilir olduğunu vurgulayan Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Bunun için baktığımız şeyler var. Önce boy uzunluğu, ikinci olarak boyun uzunluğu, kilo, göbek, kasların gevşek olması, spor yapmamak, burun tıkanıklığı, burundaki kemik eğriliği, et büyümesi, sinüzit, alerji, geniz eti -çocuklarda daha çok horlama sebebidir- bademciklerin büyük olması, uvula dediğimiz küçük dilin uzun veya bademciklere giden bantların çok geniş olması bunların hepsi tek tek araştırılır.” dedi.

Horlama mutlaka tedavi edilmeli

Horlamanın çok ciddi bir hastalık olduğunu vurgulayan Op. Dr. K. Ali Rahimi, sebebini de tansiyon, şeker, kalp hastalıklarının kökenini oluşturması olarak açıkladı. Rahimi “Onun için tedavi burada neyi gerektirirse çok şiddetle üzerine gitmemiz lazım. Özellikle hastanın boyuna ve kilosuna bakarız. Hastanın boyuna uygun bir kilosu yoksa kiloyu verdirerek onun endeksini düzeltebiliriz. Eğer bir insan şişmansa muhakkak kilo vermesi lazım. Bu horlamayı illa kesmemiz lazım” ifadelerini kullandı.

Uyku apnesi ciddi kalp problemlerine neden olabilir

Horlamanın iki önemli kriteri olduğunu söyleyen Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Bir gürültüsü -ki o eşinizi çok ilgilendiriyor- iki apne kısmıdır. Apne, nefes kesilmesidir. Hastanın nefesi kesilir ve oksijen saturasyonu düşer, sonra şiddetli bir nefes almayla sıçrar. Bu aslında kalbin sıkıştığının ve beyne uyarı gönderdiğinin işaretidir. ‘Uyan ben rahatsız oluyorum’ deme şeklidir. O sıçrama hareketiyle beyin uyanır. Eşiniz size gecede beş kez sıçradığınızı söyleyebilir, halbuki bunlar apnedir” dedi.

Hipopneler de olduğunu ifade eden Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Bunları eşiniz göremez. Bu oksijen saturasyonunun düşüklüğü ileride çok ciddi kalp, şeker problemleri, kilo ve tansiyon problemleri yaratır. Bunun için öncelikle apneyi tespit etmek için hastayı uyku laboratuvarına yatırırız. Burada invaziv bir işlem yapılmaz, uyku verileriniz toplanır. Sabah kalktığınızda kahvaltınız verilir, duşunuzu alıp hemen işinize geçebilirsiniz” şeklinde konuştu.

Tedavi için cerrahi işlem gerekebilir

Horlama tedavisi için öncelikle kilo verilmesi, alkol tüketilmemesi ve iki yastık kullanılması gerektiğini belirten Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Ama eğer burun tıkalıysa, kemik eğriliğiniz varsa, burun etleriniz çok büyükse, polip varsa bu durum cerrahi gerektirebilir.” dedi. Horlama cerrahisine Uvulopalatopharyngaplasty (UPPP) denildiğini söyleyen Rahimi, “Bu ameliyatla burnu açtıktan sonra küçük dil ve bademciklere ve yumuşak damağa yönelik bir ameliyat yaparız. Bu bölgeyi çok genişletiriz. Böylece burundan gelen hava rahat bir şekilde aşağıya iner” dedi.

Uygun hastalara cerrahi operasyon öneriyoruz

Hastayı uyku laboratuvarına yatırdıktan sonra sonuçları değerlendirdiklerini ifade eden Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Hasta eğer gençse ve ameliyata uygunsa tercihimiz bu yönde oluyor. Ama eğer ameliyat yapmama endikasyonu varsa o zaman CPAP adında bir alet kullanıyoruz. Çok basit bir alettir. Bir maskedir. Boğaza veriyoruz orada basınçlı havayı tutuyor. Hasta en ufak bir nefes almak istediğinde havayı bol miktarda akciğerlere gönderiyor. Böylece nefes alma zorluğu ortadan kalkmış oluyor” dedi.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Bayramda Ölçüyü Kaçırmalayım

Yaklaşık bir ay kadar süren Ramazan ayı boyunca yaşanılan kısıtlanmalar bayramın başlaması ile son buluyor. Ailemizle ve sevdiklerimizle bir araya geldiğimiz en özel zamanlardır bayramlar. Çeşit çeşit yemeklerin ve tatlıların yapılarak ikram edildiği, geniş sofralarda uzun zamanlar geçirmek hoş sohbetler eşliğinde ne yediğimizi unutmamıza neden olabilir.

Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Dahiliye (İç Hastalıkları) bölümünden, Dr. Öğr. Üyesi Şeref Kamil Basmacıoğlu ‘bayramda dikkat edilmesi gerekenleri’ açıkladı.

Uzun bir aradan sonra beslenme düzeninin değişmesi, büyük bir yemek sonrası midenizin ek hacmi karşılamak için fiziksel olarak genişlemesi sonucunda biraz rahatsızlığa yol açabilir. Bu gibi yemekler aşırı miktarlarda nişastalı besin içerdiklerinden karbonhidratlar glikoza dönüştürülürken vücudunuzun kan şekerinde de ani bir artış oluşmaktadır. Vücudunuz yağları ve tuzu işlerken kolesterol ve trigliserid düzeyleri, kan basıncı artarken vücutta sıvı tutulması da oluşabilir. Bu artışlar genellikle birkaç saat içinde düşmektedir. Birçok kişide şişkinlik, mide ekşimesi veya baş ağrısı gibi fiziksel semptomlar oluşabilir. Bununla birlikte, diyabet,  kalp hastalığı, obezite, hipertansiyon gibi kronik sağlık sorunları olan kişiler büyük bir ziyafet yemenin aynı zamanda gereğinden çok daha fazla kalori ve tuz da aldıklarını göz önünde bulundurmalıdırlar. Muhtemelen aşırıya kaçan bir yemek sonrası sersemlemenizin sorumlusu bu aşırı besinlerin yol açtığı kanda şeker ve trigliserid düzeylerinde yükselmeler olabilir. Sindirim sistemimize çok iş düştüğünden kalbin pompaladığı kanın önemli bir kısmı barsaklara yönlendirildiği için el ve ayaklarınızın biraz soğuk olduğunu bile fark edebilirsiniz. 

Ne kadar kalori içerirse içersin, aşırı yenen bir yemeğin herhangi bir kalıcı etkisi yoktur. Bunun yanı sıra diyabetli kişilerin kan şekerlerini dikkatli bir şekilde yönetmeleri gerekir.  Hipertansiyon öyküsü olanların yüksek kan basıncı veya sıvı tutulmasıyla ilgili komplikasyon riski daha yüksek olabilmektedir.

Büyük öğünler, eve giderken kalp krizi, safra kesesi ağrısı ve tehlikeli uyku hali riskini artırabilir. Aşırı yemek yediğinizde vücudunuz her şeyi depolayamaz, biriken bazı maddeler karaciğer hücrelerinin barındıramayacağı boyutlara ulaşır ki bu da süreklilik kazandığında ciddi karaciğer yağlanması sorunlarına neden olabilir.   

Ortalama bir öğünün mideyi terk etmesi 1 ila 3 saat sürer. Ancak büyük bir yemek, miktarına ve yağ içeriğine bağlı olarak 8 ila 12 saat sürebilir. 4.500 kalori ve 230 gram yağ tüketilen büyük bir öğün sonrası vücudunuz yağlardan ve şekerden oluşan bi  sel gibi etkilenmektedir  Ortalama mide kapasitesi yaklaşık 8 bardak  civarında olup ancak 4 ila 12 arasında değişebilmektedir. Gerilmiş bir mide, beyne tok olduğunu söyleyen kimyasalların salınmasını sağlar. Bir oturuşta yaklaşık 1.500 kaloriden sonra bağırsak mide bulantısına neden olan bir hormon salgılar. Bu da besin alınımını sonlandırmaya yol açar.

Belirti vermeyen kalp damar hastalığı olanlarda büyük bir yemek yedikten sonraki iki saat içinde kalp krizi riskinin dört-yedi kat arttığını bildiren çalışmalar mevcuttur. Normal bir öğünün normal kalorisinin üç katı kadar yemek yiyen biri, mide ve bağırsaklar ve dolayısıyla kalp için fazladan bir iş yüküne sahip olacaktır.

Çoğu insan için, yemek yorgunluğu sadece şekerleme ihtiyacını beraberinde getirir, ancak araçla seyahat ediyorsanız aynı zamanda bir güvenlik riskidir. 

Mide, yiyecekleri bağırsaklara saldıkça, safra kesesi yağ sindirimine yardımcı olmak için safra kesesinin kasılmasına yol açar.  Öncesinde safra kesesi taşları olan kişilerde safra taşı atakları sık görülen bir sorundur. Bu ataklar nadiren ölümcüldür, ancak ağrı kalp krizini taklit eder ve dayanılmaz olabilir. Birçok insan böyle bir atak yaşayıncaya kadar safra taşı olduğunu bilmez.

Büyük öğünler, gaz riskini artırır çünkü sindirilmemiş yiyecek parçaları kalın bağırsağa kayar ve mayalanmaya başlar

Bayramda özel diyet gerektiren mevcut sağlık sorunları olan kişiler tuz, yağ ve kalori alımına dikkat etmelidir. 

Mümkün olduğunca ölçülü kalma, fiziksel aktiviteyi artırmak gerektiğinde dur diyebilmek sağlığımız açısından önem taşımaktadır.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Ramazan Sonrası Hazımsızlığa Dikkat!

Ramazan süresince yavaşlayan metabolizmanın, bayramda aşırı besin yüklemesine maruz kalması midede hazımsızlık, şişkinlik gibi birçok sağlık sorununa yol açabiliyor. Uzman Diyetisyen Ebru Çağıl, bu rahatsızlıkların önüne geçmek için bayramda doğru beslenme yöntemlerini uygulamak ve özellikle zencefil ve zerdeçal içeren fitoterapötik takviyelerden destek almak gerektiğini vurguladı.

 

Ramazan ayı boyunca öğün sayısının daha az olması ve sindirim sisteminin günün belirli saatlerinde dinlendirilmesi sonucunda beslenme alışkanlıklarında değişiklikler meydana gelir. Bayramın gelişi ile bu beslenme alışkanlıkları eski düzene uyum sağlamaya çalışır. Özellikle oruç dönemini geride bırakırken bayram sofralarında yediklerimizin içerikleri yoğunlaşabiliyor.

Hamur işleri, tatlılar, yüksek yağlı besinler, meşrubat veya çay, kahve gibi kafein içeriği yüksek içecekler gün boyu misafirler eşliğinde tükettiklerimiz listesinde yerini alıyor.

 

Uzman Diyetisyen Ebru Çağıl, Ramazan süresince dinlenen metabolizmamız zengin bayram sofralarında hızlı ve yoğun porsiyonlara maruz kaldığı için çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşabildiğimizi söyledi. Hazımsızlık, şişkinlik gibi sindirim şikâyetlerinin en sık karşılaştığımız sorunlar olduğunu ifade eden Çağıl, “Bu rahatsızlıkların önüne geçmek için doğru beslenme modelini bulmak, hareket halinde olmak ve gerektiğinde tamamen bitkisel desteklerden faydalanmak gerekir” dedi.  

 

Beden sağlığının korunabilmesi için Ramazan sonrasında basit tedbirlerin yeterli olduğunu dile getiren Çağıl, şu önerilerde bulundu:

 

8 adımda doğru beslenme modeli

Oruç döneminden sonra gün içindeki öğün sayısını birden değil, kademeli olarak artırmakta fayda var. 

Bayramda sağlıklı bir kahvaltı ile güne başlanmalı. 

2-3 ana öğün yapılabilir fakat öğünler tatlı, börek gibi bayramlık ikramlarla geçiştirilmemelidir. Gün içindeki tatlı, çerez gibi atıştırmalıklar sınırlı olmalıdır. 

Çay ve kahve ile kafein alımının en çok arttığı zamanlar bayram günleridir. Bunlar mutlaka şekersiz içilmeli ve sınırlı tüketilmelidir. Aksi takdirde mide yanması, mide ekşimesi gibi durumlar yaşanabilir. 

Bayramda bol su tüketilerek hem porsiyon kontrolü sağlanabilir hem de kafeinli içeceklerin alınması önlenebilir. Gündüz içilemeyen su tüketim alışkanlığı böylece tekrar kazandırılmış olur. 

Bayramın adından da anlaşılacağı gibi ‘’şeker’’ tüketimi normale göre fazla olabileceği için porsiyon kontrolü özellikle önem taşımaktadır. Tatlı seçimleri şerbetli tatlılardan yana değil, sütlü tatlılardan yana olmalıdır. 

Olabildiğince hareketli olmak, asansör yerine merdiven kullanmak, yürüyüş gibi aktiviteler metabolizma hızını artırmak ve daha sağlıklı sindirim düzeni için önemlidir. 

Özellikle ramazan sonrasında yiyeceklerin daha rahat sindirimi için çiğneme süresi artırılmalıdır.

 

Bayramda sindirim problemi yaşayanlar için doğal destekler

Uzm. Dyt. Ebru Çağıl, özellikle bayramda mideye fazla yüklenmekten kaynaklanan hazımsızlık, şişkinlik gibi şikayetleri önlemek için doğru beslendikten sonra bitkisel desteklerden de yararlanmak gerektiğini vurguladı. 

Bu bitkisel desteklerin en başında Zencefil ve Zerdeçal’ın geldiğini belirten Çağıl, “Zencefil; şişkinlik ve hazımsızlığı önlemesi, ağrı hafifletici olması, inflamasyonu önlemesi gibi özellikleri sayesinde sindirim kanalında tedavi edici özelliğe sahip en güçlü bitkilerden biridir. Mide yüzeyinde ‘gerçek mide koruyucu’ özellik sağlar ve midedeki besinlerin daha kısa sürede bağırsağa geçişini sağlayarak midenin rahatlamasına destek olur. Zencefilin sadece besin olarak tüketimi içerisindeki Gingerol ve uçucu yağların tam olarak emilmemesine sebep olabilir. Bu yüzden özel olarak ekstrakte edilmiş takviye formunda kullanılması gerekmektedir” dedi. 

 

Zerdeçalın ise karın ağrısı, gaz sancısı, besinleri iyi hazmedememe ve karın bölgesinde şişkinlik halini önleyen bir diğer doğal kaynak olduğuna dikkat çeken Çağıl, “Aynı zamanda zerdeçal sindirim kanalında inflamasyonu ve mide ülserini önleyici etkinliğe sahiptir.  Safra asidi salgısını da düzenleyerek hazımsızlık şikayetlerinin önlenmesine yardımcı olur. Yaygın olarak baharat formunda tüketilen zerdeçalın emilimi tek başına oldukça zordur. Bu sebeple tek başına besin olarak tüketmek yerine, emilim düzeyi yüksek formülasyonları tercih etmek hazımsızlık şikayetlerinde en doğru seçenek olacaktır” diyerek sözlerine devam etti.

 

Zerdeçal ve zencefilin sofra kültüründeki tüketimi ile fitoaktif olarak alımında büyük farklar olduğunu vurgulayan Çağıl, etkinliği klinik çalışmalarla test edilen bitki temelli fitoaktif içeriklerin daha etkili olduğunu, emilim düzeyleri de göz önünde bulundurularak standardize bitkisel takviyelerin tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Bu iki fitoaktifin bir arada olduğu sinerjistik kombinasyonların en doğru bilgisi için eczacınıza danışabilirsiniz.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

“Aşının Önemini Göz Ardı Etmemeliyiz”

Aşılar, hastalıklara karşı bağışıklık kazandırmak amacıyla toplum sağlığını korumak için kullanılan tıbbi ürünlerdir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Servet Öztürk aşılanmanın insan sağlığı için önemine dikkat çekti.

Aşı, mikrobik hastalıklara karşı vücudun bağışıklık sistemini uyararak hastalıkları önleyici amaçla kullanılan, zayıflatılmış veya mikropların hastalık yapıcı etkisi olmayan bazı parçalarının kullanılmasıyla üretilen tıbbi ürünlerdir. İlk olarak İngiliz hekim Edward Jenner tarafından 1876 yılında çiçek aşısının bulunması sonrasında başta Pasteur olmak üzere birçok bilim adamı aşı çalışmalarına ağırlık vermiş 20. Yüzyıl boyunca yüzlerce aşı keşfedilmiştir. 1885 yılında Pasteur tarafından ilk kuduz aşısının bulunmasından sonra 1887 yılında Osmanlı’da Kuduz tedavi müessesesi kurulmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra başta Tüberküloz olmak üzere Tetanoz, Difteri, Kolera gibi aşılar ülkemizde üretilmeye başlanmıştır.

“Aşılar tıp biliminin en önemli buluşudur”

Dr. Öğr. Üyesi Servet Öztürk, “Mikroorganizmalara vücudumuzun tepkisini bağışıklık sistemi dediğimiz koruyucu bir sistem gerçekleştirmektedir. Enfeksiyonlarda sonuç tam iyileşme, hasar bırakarak iyileşme (morbidite) ve ölüm olarak özetlenebilir. 1800’lü yıllarda ortalama insan ömrünün 40’lı yaşları bulmadığı yaygın bilinen bir gerçektir. Ve aşıların kullanımı, sağlıklı yaşam ve barınma koşulları günümüzde insanın yaşam süresini ve konforunu en fazla etkileyen faktörlerdir. Aşılamanın en önemli özelliği diğer tedavilerden farklı olarak hastalık meydana gelmeden, mikroorganizmaların henüz vücuda girmeden uygulanmasıdır” dedi.

“Aşı yaptırmak enfeksiyon hastalıklarından korunmanın en etkili ve ucuz yoludur”

Dr. Öğr. Üyesi Öztürk, “Günümüzde aşılar sayesinde insan yaşam süresi uzamış, bazı bulaşıcı hastalıklara bağlı sakatlık ve ölüm oranları azalmıştır. Milyonlarca kişinin ölmesine neden olan çiçek hastalığı, tüm dünyada yapılan yaygın bir aşılama kampanyası sayesinde yeryüzünden silinmiş yani eradike edilmiştir. Aşılamada temel prensip, zayıflatılmış yani hastalık yapma kapasitesi çok azaltılmış bir mikrop ile veya mikroorganizmanın bir parçasının insana verilmesi sonucunda bu mevcut mikroorganizmada koruyucu antikorların oluşturulması, bu sayede hastalık semptomlarının meydana gelmemesi veya hastalığın hafif atlatılmasıdır. Yakın zamana kadar aşılanma genellikle çocuklar için uygulanmakta iken, insan yaşam süresinin artması, ileri yaşta enfeksiyon hastalıklarının daha ağır ve ölümcül seyretmesi, çocukluk çağında yapılan bazı aşılara bağlı oluşan antikor seviyelerinin yıllar içerisinde azalması ve küreselleşme etkisiyle seyahatlerin artması nedeniyle erişkin yaşta aşılama önem arz etmektedir” diye konuştu.

           “Aşılanma, çocuklarda olduğu kadar erişkin yaş grubu insanlarda da önemlidir”

Dr. Öğr. Üyesi Öztürk, “Günlük hekimlik pratiğimizde, çocukluk çağı aşılamalarında toplumumuzun büyük bir kısmının bilinçli olduğu, insanların çocuklarının aşılamalarında oldukça hassas olduğu söylenebilir. Ancak Erişkin aşılamada insanlarımızın yeterli bilinçte ve bilgi seviyesinde olduğunu söylemek oldukça güçtür. Aşılar genel anlamda toplum ve birey sağlığı için en maliyet etkin koruyucu tedavilerdir denilebilir. İnsanlarımız motorlu araçlarını hiçbir şikayetleri olmadığı halde araçlarının sağlığı ve düzgün çalışması için rutin bakımlara götürmektedir. İnsan bedeninin de çok kompleks bir organizma olduğunu hesaba katarsak sağlık taramalarının belli periyodlarda yapılması ve bu taramalarda Erişkin aşılama danışmanlığı alınmasında fayda vardır. Her hekime başvurduğunuzda yapılması gerekli aşılar konusunda bilgi talep ediniz.

Akdeniz diyeti ile beslenin, fiziksel aktiviteye önem verin, sigara ve alkolden uzak durun ve  erişkin yaş aşılamaları için doktorunuza başvurmayı unutmayın..”  diye vurguladı.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Akciğer kanseri tanı ve tedavisine yönelik yazılım geliştirilecek

Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Yasin Kaymaz’ın yürütücülüğünü yaptığı, “Akciğer Kanseri Tek Hücre Sekanslama Verilerinde Alternatif Poliadenilasyon Noktası Analizleri İçin Biyoinformatik Yazılım Geliştirilmesi” başlıklı proje Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Araştırma Destek Birimi (ARDEB)  Hızlı Destek Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, üretken bilim insanı Dr. Öğretim Üyesi Yasin Kaymaz’ı tebrik ederek başarılar diledi.

Araştırma ile ilgili bilgi veren Dr. Öğretim Üyesi Yasin Kaymaz,  “Tek hücre RNA sekanslama yöntemleri genellikle transkripte olan genlerin 3’-UTR ucunun yakalanarak sekanslanması prensibine dayanmaktadır. Bu sayede elde edilen sekans okumaları genin ekspresyon seviyesini ölçmede kullanılırken potansiyel olarak genin hangi transkript izoformunun daha aktif olduğu bilgisini de verebilmektedir. Buna ek olarak KHDAK tümör tek hücre transkriptom profilleri bugüne kadar tümöre özgü PA noktalarının incelenmesine konu olmamıştır. Bu bakış açısı ile tek hücre RNA sekanslama verilerinin tekrar biyoinformatik incelemeden geçirilmesi gerekmektedir” dedi.

Dr. Öğretim Üyesi Yasin Kaymaz,  “Tek hücre sekanslama çalışmalarıyla oluşan birden fazla veri setinin entegrasyonu ile tümör hücrelerinin normal hücrelerle karşılaştırmalı analizi sonucu poliadenilasyon noktalarının belirlenmesi ve tümöre özgü profillerinin çıkarılması henüz KHDAK için gerçekleştirilmemiştir. Bu proje ile akciğer kanseri tek hücre araştırmalarında mevcut olan bu eksiklik giderilmeye çalışılacaktır. Tek hücre tümör transkriptom profilleri bazında alternatif poliadenilasyon kullanımının hasta prognostik verileri ile ilişkilendirilmesini içeren bir çalışmaya henüz literatürde rastlanmamıştır. Bu çalışma ile alternatif poliadenilasyon kullanımının tümör prognostik veriler ile ilişkisi incelenerek uzun dönemli hayatta kalıma (long-term survival) etkisi incelenecektir” diye konuştu.

Tümör hücrelerinin profilleri belirlenecek

Projenin amacı ile ilgili detayları da paylaşan Dr. Öğretim Üyesi Yasin Kaymaz,  “Bu proje ile önceden üretmiş olduğumuz ‘endSeqTools’ isimli biyoinformatik aracımızı APA takasları için istatistik testleri de yapabilir şekilde tek hücre sekanslama verilerine de uyarlayarak yeni bir yaklaşım gerçekleştirecektir. Tek hücre sekanslama verileri hücre türüne özgü alternatif poliadenilasyon noktası profillerinin çıkarılmasına ve bu profillerin fonksiyonel olarak çalışılabilmesine olanak sağlayabilir. Bu araştırmanın temel amacı tek hücre transkriptom verileri kullanılarak normal hücrelerden farklı olarak KHDAK tümör hücrelerine özgü 3’-UTR kullanımı ve alternatif poliadenilasyon noktalarının belirlenmesidir. Bu amaçla önceden yayınlanmış çalışmalardaki akciğer kanseri tek hücre RNAseq verileri elde edilecek ve bu amaç için yeniden dizayn edeceğimiz biyoinformatik aracımız ile tümör hücrelerinin poliadenilasyon profilleri belirlenecektir. Malignant olmayan normal hücrelerin profilleri ile karşılaştırmalı analizler sayesinde tümör hücrelerinin kullanmış olduğu alternatif poliadenilasyon noktaları istatistiki testler ile tespit edilecek ve ilgili genlerin biyobelirteç olma potansiyelleri incelenecektir” dedi.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Ramazan’da yavaşlayan metabolizmayı hızlandırmanın 8 yolu

Bayram gibi özel günlerde güzel ve lezzetli ikramlara hayır demek zor olabiliyor.

Ramazan ayında uzun süre aç kalmaya alışan mideyi yormamak ve yavaşlayan metabolizmayı tekrar hızlandırabilmek için beslenmenin çok önemli olduğunu belirten Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Şefi ve Diyetisyen Sibel Mumcu, “Alışkın olduğumuz beslenme düzenine kolay uyum sağlamak için bayram sürecinde sağlıklı ve dengeli seçimler yapmak, miktar ve besin çeşitliliğine özen göstermek çok önemli. İlk amacımız yavaşlayan metabolizmamızı tekrar eski haline getirebilmek olmalı. Metabolizmayı hızlandırmak ancak öğün sıklığını artırmak ve egzersiz ile mümkün” diyerek Ramazan ayı sonrasında metabolizmayı hızlandırmak için beslenme tavsiyelerinde bulundu:

Ağır yiyeceklerden uzak durun. Gün boyu boş kalmaya alışan bir mideye, birdenbire çok miktarda ve hazmı zor yiyecekler ile yüklenmek sindirim sistemi problemlerine neden olur. Bu nedenle gün içinde sık ama küçük öğünler tüketin.

Besinlerin yavaş tüketilmesi ve iyi çiğnenmesi rahat bir sindirim için önemlidir.

Gün boyu aktif olmak gerekir. Ev içinde yapılabilecek basit egzersizler size yardımcı olacaktır. Bunun için uzmanların önerdiği ev egzersizlerini takip edebilirsiniz.

Sıvı tüketimi her dönemde çok önemli. Ramazan nedeniyle vücutta oluşabilecek sıvı kaybını tekrar yerine koymak için günde en az 2 litre su için.

Sıvı tüketimini artırmak amacıyla öğünlere ayran, taze sıkılmış meyve suyu, az şekerli limonata, komposto gibi sıvı gıdalar ekleyebilirsiniz. 

Gün boyunca çay ve kahve tüketimine dikkat edin. Aşırı miktarda tüketildiğinde çarpıntı, kalp ritim bozuklukları, mide problemleri gibi sorunlara neden olabilen bu içecekleri biraz  sınırlandırarak, siyah çay yerine bitki çayları veya kafeinsiz kahve gibi seçenekler tercih edilebilirsiniz.

Bayramlarda özellikle şekerli yiyecekler çok tüketilir. Geleneksel bayram tatlıları ve şekerlemeler, baklava, kadayıf gibi şerbetli tatlılar, çikolatalar, pastalar, poğaça, börek gibi hamur işleri kan şekerini hızla yükselten, hem de enerji içeriği yüksek gıdalardır. Bu gıdaları tek seferde yüksek miktarda veya gün boyunca sıklıkla tüketmek hem sindirim sistemi problemlerine hem de kan şekerinin hızla yükselmesine neden olur. Bu nedenle tüketimlerine dikkat edilmeli ve miktarları sınırlandırılmalıdır.

Tatlı tüketmek istediğinizde şerbetli ağır hamur tatlıları yerine taze ve kuru meyveleri, sütlü veya meyveli tatlıları tercih edebilirsiniz. Hava sıcaklığının artmaya başladığı bu günlerde miktarına dikkat etmek şartı ile dondurma da iyi bir alternatif olabilir.

Bu dönemde çocuklara da özellikle dikkat etmek gerekir. Çocuklar, şeker ve şekerli besinleri tüketmeyi sıklıkla isterler. Ancak aşırı şeker ve şekerli besinlerin tüketimi, büyüme gelişme çağındaki çocuklar için önemli bir tehlikedir. Sürekli şeker tüketilmesi açlık duygusunu da ortadan kaldıracağı için öğünlerde sağlıklı besinlerin tüketimini engeller. Aynı zamanda diş sağlığı açısından zararlıdır, mide ve bağırsaklarda aşırı hassasiyete neden olur. Bu nedenle çocukların sadece ve sürekli şeker, çikolata, şekerli içecekler gibi gıdaları tüketmelerini engellemek, bunun yerine sütlü tatlılar, taze ve kuru meyveler gibi sağlıklı seçeneklere yönlendirmek ve uygun zamanlarda tüketmelerini sağlamak yerinde olacaktır.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı