Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal NPİSTANBUL Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi kadrosuna alanında deneyimli uzmanlar katılmaya devam ediyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, NPİSTANBUL Hastanesi’nde göreve başladı.

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi kadrosuna katıldı.

Op. Dr. Emre Ünal’ın uzmanlık alanları içerisinde beyin tümörleri, pediatrik tümörler, boyun fıtığı, beyin travmaları, karpal tünel sendromu, omurga tümörleri, kronik ağrılar, peroneal sinir tuzaklanması, trigerminal nevralji, omurga travmaları ve ameliyatsız bel fıtığı tedavisi bulunuyor. Epidural enjeksiyon, derin beyin stimülasyonu (beyin ve omurilik pili), vidasız omurga darlığı cerrahisi de Op. Dr. Emre Ünal’ın başarılı operasyonlar gerçekleştirdiği sağlık sorunları arasında yer alıyor.

Op. Dr. Emre Ünal kimdir?

Çok iyi derecede İngilizce dil bilgisi olan Op. Dr. Emre Ünal, Yeditepe Üniversitesi Fakültesinden 2005 yılında mezun oldu. Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniğinde 2013 yılında uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra Devlet Hizmet Yükümlülüğü (Mecburi Hizmet) kapsamında 2 yıl Ağrı Devlet Hastanesi’nde görev yaptı.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Anne-Baba Adayları Bu Kursla Bilgilenecek

Benzersiz duyguların bir arada yaşandığı hamilelik ve annelik süreci sürprizlerle dolu bir serüven. Yaklaşık 40 haftayı bulan bu yolculuğu, siz ve bebeğiniz için sağlıklı ve mutlu geçirip tamamlamak en önemlisi…

Bilinçli bir hamilelik ve stresten uzak bir doğum süreci geçirebilmeniz öğrenmek istediğiniz her şeyi konunun uzmanıyla konuşup, tüm detaylarıyla öğrenme fırsatı bulacağınız “Memorial Doğuma Hazırlık Kursları” başlıyor.

Tüm anne ve baba adaylarının katılımına açık ve ücretsiz olarak düzenlenecek olan Doğuma Hazırlık Kursları’nda hamilelikte beslenme, anne karnında bebek gelişimi, doğum yöntemleri, bebeklikten çocukluğa büyüme ve gelişme gibi konularda pratik bilgiler ile fiziksel egzersizler, bebek masajı ve emzirme teknikleri gibi uygulamalar da yer alacak. 

PROGRAM

Memorial Dicle Hastanesi

29 Nisan 2023 / 13:00 – 15:00

6 Mayıs 2023 / 13:00 – 15:00

13 Mayıs 2023 / 13:00 – 15:00

Dicle Hastanesi 7. Kat Toplantı Salonu

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Alanında öncü ”Nobel World Clinic & Nobel World Dent”

Alanında öncü bir sağlık turizm acentası olan ”Nobel World Clinic”; cerrahi estetik, saç ekimi ve diş tedavileri olmak üzere üç ana konu üzerine yoğunlaşmıştır.

Diş tedavileri ‘Nobel World Dent’ bünyesi altında gerçekleştirilmekte ve yüz güldürücü sonuçlar vermektedir.

Branşının en iyisi doktorlar eşliğinde her alanda danışanlarına en iyi sonucu vermeyi misyon edinen ”Nobel World Clinic”in ana danışan kitlesi Fransa ve Francophone ülkelerinden oluşmaktadır. Şirket aynı zamanda Francophone bir şirket olup bütün çalışanlar fransızca rahatça iletişim kurabilmektedir.

Kendi vip araçları ile hastalarının şehir içi tüm transferlerini sağlayan ve anlaşmalı 5 yıldızlı otellerinde danışanlarına oda kahvaltılı hizmet veren ”Nobel World Clinic”; Türkiye’de bu alandaki kalite algısını da ileri seviyeye taşımaktadır. Danışanlarının bütün  seyahat ve tedavi programlarını gelmeden önce belirleyerek, en doğru kalite ve en doğru fiyat anlayışıyla isteklerini ön planda tutarak hiç bir ayrıntıyı atlamamaktadır.

Şirket mantalitesi yapılacak olan her operasyon öncesi gerekli bütün kontroller sağlanarak danışanların genel sağlık durumu hakkında ve medikal geçmişi hakkında genel bir bilgi, randevu aşamasında alınır ve doktorlara bildirilir. Klinikte istisnai durumlar asla atlanmaz ve danışanlara gerekli tüm bilgiler ameliyat öncesi verilir.

Operasyon öncesi tekrar bütün testler ve kontroller yapıldıktan sonra ise danışanın müdahelesi başlar.

Aile olmanın önemini ekibine her fırsatta hissettiren ”Nobel World Clinic”; gelen her danışanını da aile bireyi olarak ağırlamaktadır.

Danışanlarının müdaheleler sonrasında da takiplerine devam eden ”Nobel World Clinic”; içinde bulunduğu sektörün etik sorumluluklarının farkında olarak insan sağlığı esaslı bakış açısı ile her geçen gün daha mutlu hastalar için çalışmaya ve hizmet vermeye devam etmektedir.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Sağlıkta Şiddete Hayır! Şiddetin Olmadığı Bir İletişim Mümkün

Uzm. Kln. Psk. Tuğçe Dabağer Dilek, “Dünya Sağlık Örgütü’ne göre her yıl dünyada yarım milyona yakın insan öldürülmekte ve milyonlarca kişi şiddete maruz kalmaktadır. Sağlık alanında yaşanan şiddeti toplumda var olan şiddetten ayrı düşünmek olanaksızdır. Yapılan çalışmalar, her 3 sağlık çalışanından birinin şiddete maruz kaldığını göstermekte olup, sağlık kurumlarında çalışmanın; şiddete uğrama açısından, diğer işyerlerine göre 16 kat daha riskli olduğu saptanmıştır. Türkiye’de sağlık alanındaki şiddetin %49-91 arasında değiştiği görülmektedir. Sağlık kurumlarındaki şiddetin olduğundan daha az oranda bildirilme sebebi ise sağlık çalışanlarının çalışırken saldırıya uğramayı mesleğin doğası gibi algıladığı, yalnızca yaralanma gibi ciddi olayları şiddet olarak değerlendirdiği tespit edilmiştir” dedi.

 

“Eğitimsizlik, düşük sosyo-ekonomik durum, psikolojik ve toplumsal sorunlar ve yasal düzenlemeler sağlıkta şiddet artışının nedenlerindendir”

 

Uzm. Kln. Psk. Dilek,” Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin nedenlerinin; sağlık çalışanları ve hastalar arasında iletişim eksikliği, yüksek stres seviyesi, güvenlik önlemlerinin eksikliği gibi eksiklikler olduğu görülürken bir diğer yandan eğitimsizlik, düşük sosyo-ekonomik durum, psikolojik ve toplumsal sorunlar, güvenlik önlemlerinin yetersizliği de şiddeti arttırmaktadır” diye konuştu.

 

“Sağlık çalışanları psikolojik açıdan olumsuz yönde etkilenmektedir”

 

Uzm. Kln. Psk. Dilek, “Yaşanılan bu çeşit kötü tecrübelerin sağlık çalışanını psikolojik açıdan travmatize ettiği açıktır ve çalışanın düşük motivasyon ile işini yapmasına ve çevresine karşı tahammülünün azalmasına yol açmaktadır. Yapılan çalışmalar, sağlık çalışanların şiddet sonrasındaki duygu, düşünce, davranış ve tutumlarına yönelik sorgulamalarının olumsuz yönde değiştiği yönündedir” diye söyledi.

 

“Şiddetin nedeni ve çözümüne yönelik atılacak adımlar, farklı açılardan ele alınması gerekir”

 

Uzm. Kln. Psk. Dilek, “Sağlık çalışanlarının hasta ve yakınlarına sağlık hizmetini en iyi şekilde verebilmeleri için çalıştıkları ortamın sağlıklı ve güvenli olması önemlidir. Ayrıca sağlık çalışanı fiziksel ve ruhsal anlamda sağlıklı olabilirse, işini daha verimli yapabilecektir. Bu noktada, gelen hastalarla kurulan iletişimin daha özenli olması için çaba gösterilebilir, çalışan personel sayısı artırılabilir. 

 

Şiddetin bir sonucu olarak, sağlık çalışanlarının fiziksel ve ruhsal olarak olumsuz etkilenmesine, işgücünde azalmaya ve ekonomik kayıplara, sağlık kuruluşlarına yönelik güvensizliğin artmasına yol açmaktadır. Bu olumsuz durumun düzelebilmesi için işbirliği içinde hareket edebilmek ve bilinçlendirme çalışmalarında bulunmak oldukça önemlidir.

 

Şiddetin hiçbir alanda olmadığı, sağlık çalışanlarımızın kutsallığını her zaman hissettiğimiz, sağlık dolu günler diliyorum” diye sözlerini noktaladı.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Prostat Kanserinde Yeni Nesil Tedavi!

Ülkemizde her 100 erkekten 12’sinin hayatının bir döneminde karşısına çıkabilen prostat kanseri son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar, erkeklerde en sık görülen ikinci kanser olan prostat kanserinde en önemli risk faktörünün yaş olduğunu belirterek “Prostat kanseri sinsice ilerlediğinden özellikle 45 yaşından itibaren PSA denilen kan testi ve rektal tuşe (parmakla muayene) yaptırmak hayati önem taşımaktadır. Ailesinde özellikle baba tarafında prostat kanseri olanların bu muayeneleri 40 yaşından itibaren yaptırması gerekir” diyor. Tedavide son yıllarda teknolojideki hızlı ilerlemeler sayesinde başarı şansının arttığını söyleyen Prof. Dr. Enis Özyar, kişiye özel tedavi planı ile tümörün 12’den vurulup, çevre organlara zararının önlenebildiğini vurguluyor. Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar, prostat kanserinde yeni nesil tedavi yöntemini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  

Ülkemizde son yıllarda görülme sıklığı artan prostat kanserinde, genetik faktörler ve ilerleyen yaşın yanı sıra kolestrolden zengin batı tipi beslenme, fazla kilo, hareketsizlik, sigara ve alkol gibi sağlıksız yaşam alışkanlıkları önemli risk faktörleri olarak karşımıza çıkıyor. Erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanser olan prostat kanserinde erken tanı büyük önem taşırken, buna karşın toplumumuzda gerek muayene şekli gerekse yapılacak tedavilerin cinselliğe zarar verebileceği kaygısı erken tanıyı önlüyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar, istatistiklere göre yılda yaklaşık 30 bin erkeğe prostat kanseri tanısı konulduğunu, günümüzde her 100 erkekten 3’ünün bu kanserden dolayı hayatını kaybettiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Prostat kanseri için tüm erkekler risk altında olup, yaş arttıkça görülme sıklığı artmaktadır. Tümör sinsice ilerlediğinden dolayı; özellikle 45 yaşından itibaren, kanda bakılan ve prostat kanserini işaret eden PSA testinin yaptırılması erken evrede teşhis konulması açısından son derece önemlidir. Ailesinde özellikle baba tarafında prostat kanseri olanların da bu muayeneleri 40 yaşından itibaren yaptırması gerekir.”

 

Bu şikayetlerle ortaya çıkabiliyor!

Erken dönemde herhangi bir yakınmaya yol açmayan prostat kanseri ileri evrelerde ise tümör kitlesinin idrar yollarına bası yapması nedeniyle idrar yapmada zorlanma, idrar akışında zayıflama, sık sık idrara çıkma, idrar torbasını tam olarak boşaltamama, ağrılı idrar ve idrar/menide kan gelerek kendini belli ediyor. Ancak bu bulguların ve her yükselen PSA’nın da tümör anlamına gelmediğini buna karşın PSA’yı çok üretmeyen saldırgan kanserler de olduğunu belirten Prof. Dr. Enis Özyar bu nedenle PSA değeri ne olursa olsun prostat dokusunda sertlik bulunması halinde gerekli görüntülemelerden sonra mutlaka biyopsi yapılması gerektiğini söylüyor.

 

Her tedavi seansında yer değiştiren prostata tam isabet!

Prostat kanserinin erken evrelerde cerrahi ve radyoterapi ile başarıyla tedavi edilebildiğini, ileri evrelerde ise hormonal tedaviler ve yeni sistemik tedaviler uygulandığını kaydeden Prof. Dr. Enis Özyar, günümüzde teknolojideki hızlı ilerlemeler sayesinde yeni nesil tedavi yöntemleri ile çok başarılı sonuçlar alınabildiğini vurguluyor. Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar, tedavide bağırsak hareketleri ve idrar torbasındaki idrar miktarı ile yer değiştiren prostata tam isabet eden ve çevre organlara vereceği hasarı büyük ölçüde önleyen yöntemi şöyle anlatıyor: “MRIdian ya da bilinen adıyla MR Linak son yıllarda yaygın olarak kullanılmaya başlanan bir radyoterapi yöntemidir. Radyoterapi cihazı içine entegre edilmiş Manyetik Rezonans (MR), tümörü anlık ve net olarak görüntülerken, prostatın daha iyi görülmesini ve çevre organların daha iyi korunmasını sağlar. Her tedavi seansı öncesi alınan MR görüntüleri ile tedavi planlaması yapılıp, kişiye özel tedavi planı ile hedefin ışınlanma başarısı artarken, çevre organlara daha az zarar verilir.”

 

Erken evrede tek başına tedavi yöntemi!

MRIdian yönteminin prostat kanserinin yanı sıra birçok kanserin tedavisinde etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Enis Özyar “Bu yöntem prostat kanserinde farklı durumlarda kullanılır. Erken sınırlı evrede 5 fraksiyonluk, gün aşırı uygulanan tedavi ile 1.5 haftada tedavi tamamlanır. Geçmişte uygulanan 1.5-2 ayı bulan tedaviler yerine hastanın daha az hastaneye gelmesini sağlar. Ameliyatlı hastalarda 25-33 seans süren tedavilerde kullanılır. Ayrıca eğer vücutta kemik, böbreküstü bezi, lenf nodu gibi sınırlı bölgelerde hastalık varsa kısa süreli (1-5 seans)  tedavi ile başarı sağlanabilirr” diyor. Prof. Dr. Enis Özyar, Radyasyon Onkoloğuna bir cerrah titizliğiyle ışınlama yapma imkanı sunan MRIdian’ın erken evrelerde tek başına tedavi yöntemi olduğunu söylüyor. 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Embriyoda Genetik Test Hakkında Merak Ettiğiniz 7 Soru ve Yanıtı

Tüp bebek tedavisinde sağlıklı embriyo seçmek için uygulanan genetik testler; 35 yaş üstü kadınlar,  tekrarlayan gebelik kayıpları olan veya genetik bozukluk taşıyıcısı olan kişilerde ön plana çıkıyor. Embriyoya herhangi bir zarar vermeyen genetik testler sağlıklı gebeliğe ulaşma süresini de kısaltabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Prof. Dr. Ilgın Türkçüoğlu, embriyoda genetik test hakkında merak edilen sorular hakkında bilgi verdi. 

 

1-Embriyoda genetik test nedir? 

 

Embriyoda genetik test yapmak sadece tüp bebek yaptıran hastalarda mümkündür. Bu testler genetik olarak normal, sağlıklı embriyoyu seçmek amacıyla yapılmaktadır. Bölünme aşamasındaki embriyodan az sayıda hücre, biyopsi yöntemi ile alınarak genetik laboratuvarına gönderilir.

 

2-Embriyoda kaç çeşit genetik test yapılabilir? 

 

Bu hücrelerde iki tip genetik test yapılabilir. Preimplantasyon genetik tarama (PGT-A) ve Preimplantasyon genetik tanı (PGT-M).

 

3-Preimplantasyon genetik tarama (PGT-A) testinin amacı nedir?

 

Preimplantasyon genetik taramanın (PGT-A) amacı kromozomal olarak normal olan çiftte, embriyoda kendiliğinden ortaya çıkan sayısal kromozomal anormallikleri saptamaktır. Teorik olarak, genetik olarak normal embriyonun transferinin gebelik kaybı ve buna bağlı gelişen komplikasyonların riskini azaltması, sağlıklı devam eden gebelik şansını artırması beklenmektedir. Genetik olarak sağlıklı euploid embriyo 23 çift kromozom içerir. Bu kromozom çiftlerinin bir tanesi anneden diğeri babadan gelir. Düşük kaliteli yumurta ya da sperm hücreleri kromozomlar içerisinde bulunan DNA molekülünde genetik hataları bulunan hücrelerdir. Ayrıca hücre bölünmesi ya da döllenmede oluşan sorunlar da embriyoda sayısal kromozomal bozukluklara (aneuploidi) neden olabilir. Aneuploid embriyoların gebelikle sonuçlanma şansı oldukça düşüktür. Gebelik oluşsa bile gebelik kaybı riski yüksektir. 

 

4-Preimplantasyon genetik tarama (PGT-A) kimlere yapılır?

 

Kadın yaşı arttıkça yaşlı yumurta hücreleri yıllar içerisinde DNA’larında genetik hata biriktirirler. Bu da genetik olarak anormal embriyo gelişimine neden olur. Yirmili yaşlarındaki kadınların embriyolarının %70’i euploid iken, 40 yaşında euploid embriyo oranı %25’e düşmektedir. 35 yaşından sonra doğal yollardan gebe kalma şansının azalması, kısırlık oranlarının artması, gebelik kaybı oranlarının artması ve aneuploidi oranlarının artmasının nedeni artan kadın yaşı ile yumurta kalitesinin azalmasıdır. Dolayısı ile 35 yaş üstü kadınlar Preimplantasyon Genetik Tarama (PGT-A) adayıdırlar.

 

Tekrarlayan gebelik kaybı 20 haftanın altında 3 ya da daha fazla gebelik kaybını ifade eder. Sıklıkla 12. Gebelik haftasına kadarki dönemde görülür ve çoğunun nedeni embriyoda aneuploididir. Bu hasta grubunun kısırlık sorunu olmasa da art arda yaşanan kayıplar hastada psikolojik baskı ve artmış gebelik komplikasyonları ile yüz yüze getirmektedir. PGT-A bu olgularda sağlıklı gebeliğe ve canlı doğuma kavuşma süresini kısaltabilir. 

 

5-Preimplantasyon genetik tanı (PGT-M) testinin amacı nedir?

 

Preimplantasyon genetik tanının amacı, ebeveynlerden bir ya da ikisinde kalıtımsal genetik bozukluk bulunan çiftlerde genetik olarak bu bozukluğu taşımayan sağlıklı embriyoyu belirlemektir. PGD-M genel bir tarama testi olmayıp embriyoda sadece ailede bulunan hastalıkla ilgili genin varlığını araştırmaktadır.  Ayrıca ailede kök hücre transplantasyonu gereği olan hasta çocuk varlığında Human Lökosit Antijen (HLA) uyumlu embriyoyu seçmek ya da ileride bazı hastalıkların riskini artıran genetik bozuklukları tespit etmek (meme kanseri riskini artıran BRCA-1 geni gibi) için de kullanılmaktadır. 

 

6-Preimplantasyon genetik tarama ve tanı testi embriyoya zarar verir mi?

 

Embriyo hücre biyopsisi blastokist denilen 5. Gün embriyosuna uygulanmaktadır. Bu aşamada embriyoda 100’den fazla hücre bulunmaktadır ve plasentayı oluşturacak hücrelerle fetüsü oluşturacak hücreler farklılaşmıştır. Hücre biyopsisi plasentayı oluşturacak trophoektoderm’den alınmaktadır. Deneyimli merkezlerde biyopsi işlemine ait embriyoda bir zarar oluşmamaktadır. 

 

7-Preimplantasyon Genetik Tarama ve Tanı Testi Kimlere Önerilmektedir? 

 

Preimplantasyon genetik tarama (PGT-A) 

İnfertilite nedeniyle tüp bebek tedavisi uygulanan 35 yaş üstü kadınlar

Tekrarlayan gebelik kaybı olan olgular

 

Preimplantasyon genetik tanı (PGT-M)

Tek gen hastalıkları için

Ebeveynlerden her ikisinin de genetik bozukluk için taşıyıcı olması (bazı nadir hastalıklar için tek ebeveynin taşıyıcı olması)

Genetik bozukluktan etkilenmiş biyolojik çocuk varlığı

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı