Köylerimizdeki Düğünler ve Adetlerimiz

İyi gün de kötü günde, hep elbirliği ve gönül birliği ile köylerde yaşamış ve yaşanmış olan geleneklerimiz, göreneklerimiz bizim özümüz ve öz kültürel değerlerimizdir.

Köylerimizdeki Düğünler ve Adetlerimiz
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bayburt Manşet – İyi gün de kötü günde, hep elbirliği ve gönül birliği ile köylerde yaşamış ve yaşanmış olan geleneklerimiz, göreneklerimiz bizim özümüz ve öz kültürel değerlerimizdir. Bugün, neredeyse tamamen unutulmaya yüz tutmuş olan gelenek ve göreneklerimizi, bizler yeniden günümüze taşıyarak, o güzel değerlerimize sahip çıkmalı ve miras aldığımız bu değerleri korumayı da ayrıca görev bilmeliyiz.

Ancak her gelenek ve görenek gibi zamana ve değişime yenik düşmüştür. Kalan izleri de her geçen gün biraz daha silinmekte ve otantik özelliğini yitirmektedir. Oysaki binlerce yılda oluşmuş bu güzellik ve zenginliği gelecek kuşaklara aktarmak, en önemli yaşam zenginliklerimizden biri olacaktır. Neden yaşamayalım ki, ya da yaptırmayalım; bir düşünün faytonla gelin götürmek, hey gidi günler hey!

Köyüm dedik. Temiz havası, suyu ve yeşilliği… Çok güzel bir köyde yaşamak varken neden şehir? Köylerimizde ikamet eden halkımız ve akrabalarımız dışında değişik illerde ikamet etmekte olan insanlarımızda mevcuttur. Bunlar yaşamlarını ve kışlık yiyeceklerini sağlamak ve sezonluk çalışmalardan dolayı belli tarihlerde köylerinde ikamet etmektedirler. Genellikle yaz mevsimlerinde köylerimize dışardan gelen köylülerimizin sayesinde daha da hareketli günler yaşıyoruz.

Köy deyince akla en çok ne geliyor? Buram buram kokan o güzel çiçekleri mi, derelerin su sesleri mi, kuşların ince sesleri mi, çocukların sesleri mi; sizce hangisi? Müthiş birgüzellik oluyor değil mi? Artık şimdi ki, gençlik bunları istemiyor. En çok istedikleri hayat; dokularından uzakta, yabancı kültürlerin içerisinde hatta buna kültür de diyemeyiz, karma karışık kültürlerin neticesinde harmanlamış birtakım toplulukları tercih ediyorlar. Fakat birazda aile fertlerinin istemesiyle olacak; gençlere, ‘bakın burası bizim köyümüzdür, burada bizler yaşadık, bizler büyüdük, bizlerin çocuklukları buralarda geçti. Burası bizim köyümüzdür. İyi kötü anılarımız oldu.’ Demedik. Dedikse de tesiri olmadı. “Orda bir köy var uzakta” gibi…  

Bir insan başından geçen güzel anılarını çocuklarına anlatmaz mı? Anlattığı zaman, o çocuk ailesinin kendi köyünde; ’Güzel anıları olmuş. Güzel günler yaşamış ben niye yaşamıyım’ der ve en büyük hayali babasının ve annesinin yaşadığı köyünü görmek ister. Tıpkı eskilerde ninelerimiz kendi öz geçmişlerini hikâye ederek anlattıkları gibi. Bizlerde dinlerdik fakat hepsini anlatmazdılar. ‘Arkası yarını’ bilirimsiniz? Onun gibi bir şeydi, yarım bırakırlardı. Ertesi günü anlatırlardı. Acaba hikâyenin sonu nasıl olacak diye merakla beklerdik. Şimdilerdeyse artık böyle hikâyeler anlatılmıyor!       

Ancak köylere gelen çocuklar ya bilgisayar başında olmak istiyorlar ya da tablet ellerinde uğraşıyorlar. Çoluk çocuk herkesin elin de olan cep telefonlarını da demiyorum bile.

Köy hayatının ne olduğunu bilmiyorlar. Daha doğrusu köy hayatından uzak duruyorlar. Bence hiç de uzak durmasınlar, şu bir gerçek ki; köyde yaşayanların sağlık durumları daha iyi, toprakla haşir neşir olan çocuk daha sağlıklı oluyor. Çünkü toprak şifadır. Biz bu gerçeği her zaman inkâr edenlerdeniz.  

Bizler nasıl yaşadıksa köy hayatını, çok da güzel bir biçimde çocuklarımıza da yaşatabiliriz. Bakalım nasıl bir tepki gösterecekler. Birde şunu da bilmeleri de gerek; köydeki çocuklarımızın birçok şeyden mahrum kaldıklarını… Köy hayatının zor şartları altında anne ve babalarının büyüdüklerini…

Ayrıca Köylerimizde değişik bir ortam daha oluyor ki, bu ortam büyük şehirlerin dokusunda pek görülmüyor. Köylerde yapılan muhabbet, sohbet daha candan, daha içten, karşılıksız ve teşrifatız oluyor. İşte o zaman ortam daha farklı oluyor. Çocukluklarından tutun da askerliklerine kadar anlatıveriyorlar birbirlerine. O kadar güzel bir ortam oluyor ki, insanın kıskanası geliyor.  

Ya düğünleri! Hele hele düğünlerine diyecek yok. Yazın köylerde düğünler çok olur. İnsanı kırıp geçiriyorlar gülmekten. Özellikle düğünlerin kına gecelerinde yapılan oyunlar… Mesela: Kayış oyunu, yüzük oyunu, tokat oyunu, deve oyunu, kabak oyunu, berber oyunu, nalbant oyunu… Daha bilmediğimiz çok oyunlar var.

Eskiden düğün günü, gelini atla düğün evine götürürlerdi. Gelinin Çeyizini katırların sırtında taşırlardı. Kapılarının önünde düğünü kurarlardı. Öncelerden kurban da kesilirdi. Fakir fukara sebeplenirdi. Mideleri et görürdü. Şimdilerde artık bunların hiçbirisi yok. Sadece düğün salonları var. Vur patlasın çal oynasın yapıyorlar. Histen, duygudan, muhabbetten uzak, düğün salonları!

Köy dedik, düğün dedik, köylerimizdeki yaşanan o güzellikleri dile getirdik. Ah birde yaşaya bilseydik! Belki köylerimizdeki o güzel mutluluğa ortak olurduk.

Düğün olurda, düğünde söylenen manilerimiz olmaz mı? İşte birkaç tanesi.

Çoruh üstü gezerim,

İnci boncuk düzerim,

Ben anamın evinden,

Gelin olur giderim.

Çoruh gibi ağlarsın,

Altından kemer bağlarsın,

Anam var babam var der,

Güle oynaya gidersin.

Köylerde ki düğünlerimizde, gelinlerimizin kınası yakılanda, yüz taneye yakın maniler söylermiş ninelerimiz, gelin kızları ağlatmak için. Şimdiki düğünlerde de ince müzikle (Alafranga) türküler söyleniyor işte farkındalık budur!

Acaba köylerimizde halen devam ediyor mu eskiye dayanan köy düğünleri. O düğünlerin verdiği huzur ve mutluluk, merak ediyorum.