Şiirler
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Mevlâ’yı seversen dergâh-ı yâre
Arz et ahvâlimi bir beyân nâme
Gizli sırlarım var şâh-ı dil-dâre
Açılma ağyâre el-amân nâme

Hasretin sinemde mihmân ettiğim
Her gece gamlarla divân ettiğim
Hicr ile subha dek figân ettiğim
Aşkına yandığım her zaman nâme

Zihnî’yem sen teki ciğer dağlıyam
Sevdâ esîriyem kolu bağlıyam
Kime derdim yanam kime ağlıyam
Bildir ahvâlimi perîşân nâme

***
Yârsız gurbet elde garib serime
Dar oldu zemin ü âsümân nâme
Bir bir ahvâlimi söyle yârime
Dil bilmez garibe tercemân nâme

Diz çöküp elinden ayağından öp
Yine gerdânından dudağından öp
Evvel bukağından yanağından öp
Sonra sergüzeştim kıl beyân nâme

İmtisâl eyleyip fermân-ı aşka
Tîr olup atıldım kemân-ı aşka
Zihnî çıktım hezâr divân-ı aşka
Sevdâ ile oldum imtihân nâme

***
Destûr alıp şâh-ı festen perçemin
Ordu çekmiş Rûm kayserin üstüne
Erenler yardımcın Hızır hemdemin
Oldu şânın yürü kişver üstüne

Ey hüsrev-i hûbân ey şâh-ı ebrû
Baş üzre püsküllü belâ nedir bu
Bölük bölük olup leşker-i gîsû
Yayılmış arsa-i mahşer üstüne

Zihnî’yem çekerim derd-i hicrânın
Hâlime rahm etmez çeşm-i fettânın
Bin âşık öldürmüş tîğ-i müşgânın
Yine kan bulaşmış hançer üstüne

***
El-amân ne fenâ vakte yetiştik
Ahde vefâ eder yârân mı kaldı
Mey ile mahbûba yüz tuttu devrân
Şikeste hâtırı soran mı kaldı

Bu dünyâya sanki vefâ gelmemiş
Gelmişse de bir kimse de kalmamış
Kim var ki dostundan cefâ görmemiş
Cihânda bir sözde duran mı kaldı

Yüzünde dosttur ki değme keyfine
Gıyabda kemliği yetirir yine
İki yüzden sonra yetişti sine
Zihnî bu mânaya eren mi kaldı

***
Yıkmış çadırların göç etmiş Leylâ
Vardım ki boş kalmış yâr otakları
Dağı mesken etmiş biçare Mecnûn
Akıtmış gözünden kan ırmakları

Zeyd ile gönderdim Leylâ’ya nâme
Dedi iyi getirdin ağyârı kâme
Âkıbet yar oldun İbn-i Selâm’a
Neyledin ettiğin o misâkları

Zihnî’yim akıttım dîdem yaşların
Yedi yıl beklerim bulak başların
Dağıt bu derneği sav savaşların
Bozuldu kabâil ittifakları

***
Kim ol karşımdaki tâze nev-civân
İn midircin midir peri mi geldi
Öldü derler idi Yûsuf-i Ken’ân
Yoksa dirilip de geri mi geldi

Ey hûri cennetten seni kim kovdu
Rûyundaki nûru âleme doldu
Acaba karşıdan güneş mi doğdu
Yoksa güzellerin feri mi geldi

Zihnî’yâ kulundur (yoksa) nedir
Hüsnün ziyâsıyle eyleyip bedir
Okunur cemâlin Leyle-i Kadir
Açıldı gökyüzü sûre mi geldi

***
Sefîne gönlüm (ü) deryâya saldım
Çıkarmadı bir kenara tecelli
Kesildi takadım bi-mecal kaldım
Vurdu beni yerden yere tecelli

Çıktım gurbet ele seyret âhımı
Harap etti kalp nazar-gâhımı
Kara bulut gibi kesti râhımı
Koymaz beni semt-i yâre tecelli

Unutma Zihnî’yi bezm-i keremde
Şu nâtuvân gönlüm kaldı mâtemde
Ben kendimi gizledikçe âlemde
Çekti beni âşikâre tecelli

***
Bunaldım yâr sana sitemkâr dedim
Bilmem nerden buldu bu cevâp seni
Yorulmayıp müftüye şer’â danış
Düşürür dâvâdan bu hitâb seni

Nâz edip âşıka alma âhı sen
Hûblar kişverinin mutlak şâhı sen
Hüsnünle mat ettin gökte mâhı sen
Şerm eder görünce afitâb seni

Demişsin istemem Zihnî harâbı
Görünce çekersin yüze nikâbı
Sevdiğim sehv ettin sen bu cevâbı
Ne hicâb kurtarır ne nikâb seni

***
Âh elinden zülfü kemendim benim
Müjgân değdi sinem yaralandı gel
Günbegün artmakta derd ile gamım
Uç verdi yaralar sıralandı gel

Gamdan hisâr oldu meskenim yurdum
Tükenmez âvâzım okunmaz virdim
Üç değil beş değil yüz oldu derdim
Yüklendi gam yüküm kiralandı gel

Zihnî de kulundur haftada ayda
Sevip ayrılmada ne buldun fayda
Azrail göğsümde canım hay hayda
Gözlerimin akı karalandı gel

***
Süründüm yüz üzre kapına geldim
Demişsin tabîbim yâre bağlarım
Merhem kabul etmez yâre bağ tutmaz
Âh etsem çözülür yâre bağlarım

Teşne-diller leb-i şîrînçün ağlar
Meme özler(çocuk) şîr’inçün ağlar
Ferhâd Bisutûn’da Şîrîn’çün ağlar
Bende yarim için yâ Râb ağlarım

Yâr yine gel dedi gelemem dedim
Aşkın zebûnuyum gelemem dedim
Zihnî’yim lebinden gel emem dedim
Gönlüm anınçün yâre bağlarım

***
Yukardaki koşma “tecnis”tir. TECNİS: Cinas yapma. Cinas ise okunuşları ve yazılışları aynı, anlamları ayrı sözcükleri bir arada kullanma sanatıdır.

***
Senden ayrılalı ey kaşı kemân
Başıma dar oldu cihân sevdiğim
Hasretinden âciz oldum el-amân
Haste-dîlim zamân zamân sevdiğim

Suyun mu çekmişler yoksa türâbın
Gül kefenin olmuş sümbül nikâbın
İsteyenler gelsin garib tevvâbın
Kılsınlar namazın revân sevdiğim

Bırakın Zihnî’yi gam diyârında
Yaktın vücûdunu aşkın nârına
Sanma senden ayrı gönül bârına
Sensin İrân Tûrân virân sevdiğim

***
Eğlen ey sevdiğim şâh-ı hûbânım
Bu kış eğlen yaz gelsin de gidelim
Başlasın feryâda bülbül-i gülşen
Goncelere şâz gelsin de gidelim

Bezensin sahralar güller açılsın
Gonce-fem destinden bâde içilsin
Serv-ü sanavberden ar’ar saçılsın
Lâleden dağ vaz gelsin de gidelim

Güzeller yürüsün Çin ü Maçin’den
Şehr-i Karabağ’dan Hıta-i Çin’den
Hele haber gelsin bağ-ı laçin’den
Zihnî-i demsâz gelsin de gidelim

***
Firkât-i şâd ile mihmân geleli
Varımı harc ettim virâne düştüm
Gitti arz elden dîl-i tîmârına
Şâhlar kapısına fermâne düştüm

Olmuşum mededsiz lütfuna muhtâç
Gam geldi varımı eyledi târâc
Yüzün görmeyeli ey leb-i güllâc
Derde tutsak oldum dermâne düştüm

İçeli ayrılık câmını Zihnî
Bulmadı Şeydâ dil kâmını Zihnî
Anma gonca gülün nâmını Zihnî
Gülşen-i figânda hicrâna düştüm

***
Yürü gönül azm et bir gülüstâna
O gülzârın gülizârı geçmeden
Yetir feryâdını çemenistâna
Andelibin nevbahârı geçmeden

Gezme bu âlemde sakın hüveydâ
Terk eyle ağyârı yâr eyle peydâ
Metâ’ın arz eyle ehline her câ
Bu bâzârın harîdârı geçmeden

Esb-i nâzın tutup elde yidegör
Ehl-i Hak’la râh-ı Hakk’a gidegör
Zihnî maksûdunu elde idegör
At alanlar Üsküdâr’ı geçmeden

***
Kâtib sen yaz sabâ sen de kerem kıl
Götür arz-ı hâlim yâre tez elden
Nâziktir efendim nezâketli bey
Gönderelim o dil-dâre tez elden

Kâtib çok uzatma harfi imlâyı
Hemen yaz derdime iste devâyı
Kerem et bekletme bâd-ı sabâyı
Azm eylesin o diyâre tez elden

Hasretle dîdeme nem mi gönderir
Hicrân mı gönderir gam mı gönderir
Kendi gelsin der em mi gönderir
Zahm-ı dil-i Zihnî- (i )zâre tez elden

***
Dost eline doğru giden sabâlar
Benim vasf-ı hâlim o yâre söylen
Lâlenin bağrında bir ise sevdâ
Benimki yetişti hezâre söylen

Bülbül bir gül için çekerse zârı
Hâlini arz eder yüz yere bâri
Ben görmez oldum gül yüzlü yâri
Düşmüşüm bu garib diyâre söylen

Pervane perrini yakarsa nâre
Ben yaktım vücûdum yek pâre pâre
Zihnî’ti çektiler Mansûrî dâre
Ben esîrim zülf-i nigâre söylen

***
Kakülün ser bölük zülfün yüzbaşı
Çin mülkünün hükümrânı gözlerin
Perçemin Hıtâyî hâlin Habeşî
Değer taht-ı Süleymân-ı gözlerin

Karabağ’ı bir kıl ile bağladı
Hışma gelip Dağıstân’ı dağladı
Hançerini su kasdına zağladı
Oka tuttu Horasan’ı gözlerin

Zihnî’yim ey kaşı kemân sevdiğim
Kirpiklerin oktur yaman sevdiğim
Koy etsin sînemi nişân sevdiğim
Alsın sâyemizde Şam’ı gözlerin

***
Mevlâ’yı seversen ey bâd-ı sabâ
O kâkül-i semensâye de gelsin
Pây-ı gubârından Isfahan hacîl
O dü çeşmin tûtîyâya de gelsin

Şemîm-i zülfüne serv-i semenin
Müşterisi gelmiş Hind ü Yemen’in
Kişver-i Hıtâ’nın mülk-i Hoten’in
Pâdişâh-ı dil-rübâya de gelsin

Dökmüş mûylarını şâh-marân gibi
Her bir teli Zihnî perişân gibi
Dağıtmış buludu âsûman gibi
Turra etmiş o bedr aya de gelsin

***
Kalkın ara yerden dumanlı dağlar
Dost elinin bahçe bağı görünsün
Gülşen-i hicrânda kızardı güller
Andelibe feryâd çağı görünsün

Dağlar bu hususta olmuşum Ferhâd
Sizdedir o şirin kâmet-i şimşâd
Yâ verin yâ olun yek cihet berbâd
Yâ savulun yâr otağı görünsün

Sabâ sen de dost eline gidersen
Değme mûylarına hata edersin
Hâyâl-i zülfüne eğer değersen
Zihnî’nin bağrında dağı görürsün

***
Sînemde Kerbelâ kurdu veremler
Hicrân gamı gam hicrânı üsteler
Gam leşkeri hisâr etti gönlümü
Korkarım gittikçe cânı üsteler

Bu nizâ bu gavga böyle giderse
Bu aşk bu sevdâ böyle giderse
Bu mevc bu deryâ böyle giderse
Az vakitte çok ummânı üsteler

Zihnî tek cevrine kâil olanlar
Hüsnün zekâtına sâil olanlar
Sen şeh-i hûbâna nâil olanlar
Hezâr taht-ı Süleymân’ı üsteler

***
Beni getirdiler dîvân aşkına
Bir Şâh-ı hûbâna kulsun dediler
Doğru gönderdiler meydân-ı aşka
Verin sevdiğini alsın dediler

Kıymak ister âşıkının cânına
Rakîbler birikmiş dostun yanına
Düşer mi sevdiğim güzel şânına
Küşâde gülleri solsun dediler

Gönül mürgü herdem firkatte
Bugün hep âşıklar bezm-i ülfette
Yâr ile birlikte zevk-i sohbette
Zihnî muammâyı bulsun dediler

***
Erzurum’dan esip gelen sabâlar
Varın görün Bayburt bağı hardadır
O yâr ülkesinin bahârı mıdır
Yahşı mıdır yâr otağı hardadır

Bayburtlu Zihni

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.